ARAMA YAPIN
Tüm Kayıtlar gösteriliyor
Keşkeler, geçmişte sahip olupta değerini bilmediğimiz şeylerin çok sonra değerini anladığımızda hissettiğimiz `Pişmanlık` duygusudur. Bu duygudan kurtulmanın ve `Keşkesiz` bir hayat yaşamanın anahtarı da eskiyi bittiği yerde ondan ders alarak bırakmakta, yeniyi ise başladığı yerde coşkuyla karşılamakta yatmaktadır.
Hiç bir insan güvenemediği bir insanın yanında mecbur olduğundan daha uzun süre kalmaz. Kalmamalı da... Birbirlerinin katladığı paraşütle atlamaktan korkan insanlar olgun ve sağlıklı bir ilişki geliştiremezler ve mutlu birliktelikler yaşayamazlar. İşte bu sebeple; güven her türlü insani ilişkinin ve birlikteliğinin merkezindeki en belirleyici unsurdur. Eğer bir insan her gün paraşütünü hazırlayan güvenmediği bir insanın yanında mecbur olduğundan daha uzun süre kalırsa bu ilişkinin sonunda tek bir şey gerçek olur; ona benzeme ve onun gibi olma ihtimalini arttırır. İşte bu da temelinde güven olmayan ve hastalıklı bir ilişkinin maalesef en çarpıcı sonucudur.
Tanzim-Teşhir (Merchandising)
Ne aradığını bilmeyen, ne bulduğunu anlayamaz
Ettiğini bulma, ektiğini biçme yasası evrensel bir yasadır; ister kötülük ister iyilik için olsun geçerlidir. İşte bu sebepten; her şey bizden çıkar ve katlanarak bize geri döner
"Ülkemizde, sirket yönetiminde olup da karar verme durumunda olan gerek sirket ortakları gerekse de profesyonel
yöneticiler, uyguladıkları yönetim tarzlarında yasadığı kültüründe etkisi ile daima fırsatçı yaklasımlar
göstermektedir. Globallesen dünyada ve Avrupa birliği ülkelerinde ise fırsatçı yönetim tarzları yerine stratejik
yönetim tarzları uygulanmaktadır. Avrupa birliğine girmeye hazırlanan ülkemizde bizim sartlarımız ve
uygulamalarımız değil onların sartlarına ve uygulamalarına uvma esasından hareketle artık ülkemiz insanının da
fırsatçı yöntemler yerine stratejik yöntemleri uygulamaları zorunludur. "
1980’li yılların başından bu yana Türkiye kuvvetli bir dışa açılma iradesi sergiliyor. Bu gün ihracatımız 100 milyar doları zorluyor ve dikkat çekici bir ivme gösteriyorsa, işletmelerimizin küresel rekabette başarılı bir performans ortaya koyduklarını kabul etmek gerekir.Öte yandan ülkemizdeki nüfus ve ekonomik potansiyel ile işletmelerimizin büyüme ve dışa açılma iştahını göz önünde bulundurduğumuzda ise aslında çok daha fazlasını gerçekleştirmeye muktedir olabileceğimizi anlarız.
Sanayi devriminin yaşandığı 19.yy'dan gününüze kadar çeşitli aşamalardan geçen ve uzun yıllar işletmelerin temel fonksiyonları arasında yer alan "personel yönetimi", 1980'li yıllardan itibaren yerini "insan kaynakları yönetimi(İKY)"ne bırakmıştır. Her ne kadar İnsan kaynakları yönetimi, personel yönetiminin bir uzantısı olarak kabul edilebilirse de, insan kaynaklarının bugün ulaştığı boyut, personel yönetimini aşmıştır.
Bilgi çağı olarak adlandırılan ve bilginin en önemli üretim faktörü olarak ortaya çıktığı günümüz dünyasında, modern iletişim ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler yoğun olarak bir yandan yeni bilgi üretimini teşvik eder ve kolaylaştırırken, öte yandan da bu yeni bilgilerin dünyanın dört bir yanına kısa sürede ulaşımını sağlamaktadır. İnsanlar bilgisayarların ve iletişimin önemli ekonomik faktörler olduklarını görmekle beraber çoğu zaman bunların değerlendirmesini içinde yaşadıkları sanayi toplumunun kriterleri üzerinden yapmakta ve bunların normal çalışma sistematiğini hızlandırmaktan öte işlevleri olduğunu görememektedirler. Halbuki refah artışı sanayi ekonomisinin hızlandırılmasından çok, büyük ölçüde bilgi elde edilmesi ve bu bilginin üretim araçlarına uygulanmasından gelmektedir.